Klişe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Klişe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ekim 02, 2010

Futbolcu Olmak Kolay mı Sandın?

-Kalk İbo.
-Efendim Hocam?
-Takımda işler iyi gitmiyor, galibiyeti unutmuşsunuz, geldi muhabir soruyor, ne diceksin?
-Çok başarılı bir se..
-Ne başarılısı ibo! Neyden bahsediyorsun sen!
-Hocam hocam....
-Söyle Sabri?
-Son haftalarda istediğimiz oyunu sahaya ve skora yansıtamıyoruz, hocamız sistemde köklü değişikliklere gitti, elbette ileriki günlerde bunun ürünlerini toplayacağızdır, biz iyi bir takımız...
-Aferim Sabri, oturabilirsin...Beyler böyle olmaz, böyle futbolcu olunmaz.Fifa'nın bizim gibi kurslardan alınacak belgeyi, profesyonel lisans almak için zorunlu kıldığını unutmayın.Böyle devam ederse, halı saha maçlarından öteye gidemezsiniz, götürtmem! Sabri'yi örnek alın kendinize, koç gibi futbolcu olacak Sabri, siz daha röportaj veremiyorsunuz, iki cümle kuramıyorsunuz! Neyse, şu vidyoyu izleyin, bu en önemli konulardan birisi, hadi herkes izlesin!

Play...
"Kasımpaşaspor bugün basına açık düzenlediği imza töreninde, Adnan Şimşek'i 2 yıllığına renklerine bağladı.Diyarbakır Su İşleri Belediye Spor'dan tranfes edilen Adnan Şimşek, imzayı attıktan sonra, Kasımpaşaspor'a geldiği için çok mutlu olduğunu şu sözlerle dile getirdi..." Stop.

Hoca:
-Bakın çocuklar, burayı iyi dinleyin.Adamın geldiği kulübün en büyük beklentisi, küme düşmemek.Dinleyin...

Play...
"Adnan Şimşek:
-Çok büyük bir camiaya geldiğimin farkındayım.Kasımpaşaspor kulübünün ve taraftarlarının ne kadar değerli olduğunu biliyorum.Elbetteki tek amacımız şampiyonluk ve daha sonra Avrupa'da büyük başarılara imza atmak.Taraftarımızın önüne çıkmayı heyecanla bekliyorum..." Stop.

Hoca:
-Anladınız değil mi çocuklar? Bunları öğrenin, öğrenin ki, bir gün siz de böyle açıklama yapabilesiniz.Ahmet! Ahmet'le Hüseyin kalkın ayağa!Naptığınızı sanıyorsunuz olm siz, ne söyledin Hüseyin Ahmet'e bu kadar komik, söyleyin biz de gülelim olm!
Hüseyin:
-Özür dilerim hocam...
Hoca:
-Dileme evladım, benden özür mözür dileme!İstemiyor musunuz? Futbolcu olmak istemiyor musunuz hiçbiriniz.
Sabri:
-İstiyoruz hocam, istemez miyiz.
Hoca:
-Oynatiyim mi Emre Belözoğlu'nun vidyosunu? İstiyor musunuz tekrar görmek o vidyoyu?
Sınıf:
-Hayır hocam, lütfen açmayın, hayır...
Hoca:
-Açiyim mi ha! En basit soruyu bile cevaplandıramadığı, futbolcuların şerefini iki paralık ettiği vidyoyu açayım mı! Ne istiyorsunuz, siz de o duruma düşmek mi? İstediğiniz bu mu!
Sınıf:
-Hayır hocam, değil.
Hoca:
-Kalk o zaman Sabri, maçı kazandınız, tam soyunma odasına giderkene yakalandın muhabire, ne diceksin?
Sabri:
-Maça çok iyi konsantre olmuştuk, bunu sahaya çok iyi yansıttık.Rakip çok zordu fakat biz daha iyiydik, çok iyi mücadele ettik ve bunu skora da yansıttık.
-Aferim Sabri, aferim oğlum.
-Çok iyi bir kamp dönemi geçirdik, başarılı bir se...
-Abartma Sabri, beni delirtme Sabri!
-Özür dilerim hocam.
-Kalk ayağa Ahmet, maçı kaybettiniz, şampiyonluk gitti, ne diceksin muhabire?
Ahmet:
-Elimizden geleni yaptık, ama skoru bir türlü lehimize çeviremedik, üzgünüz.Önümüzdeki maçlara bakacağız artık.
-Kalk ayağa Mehmet, takıma yeni bir yabancı transfer edildi, adı şey olsun Jozef, onun hakkında soruyorlar?
Mehmet:
-Jozef çok yetenekli bir oyuncu, takıma çok pozitif katkılarından olacağından eminim.Daha önce oynadığı kulüpler ve liglerde çok üst düzey futbolun oynandığı yerlerdi.Eminim Jozef'in de takıma gelmesiyle, kulübümüz gücüne güç kattı.
Hoca:
-Aferim çocuklar, aferim.İşte bunu istiyorum sizden, böyle çalışarak gelebilirsiniz biyerlere...Sizde bu azim, bu hırsı gördükçe eminim çok iyi yerlere geleceksiniz.Aferim çocuklar.Dersimiz bitmiştir, bir dahaki derste takıma büyük umutlarla alınıp bekleneni veremeyen yıldız futbolcu hakkında verilen röportajlardan bahsedeceğiz.Kitabınızın 64. sayfasında Uyum Sorunu başlığı altında anlatılan bir konu, çalışmadan gelmeyin.Evet, antremanlarınızı aksatmayın, dağılabilirsiniz.

Mart 06, 2010

Amerika, Teleportasyon, Taş Karı ve Hollywood



Adam konuşmasını bitirdi ve kafasını kağıttan kaldırıp bizlere döndü, sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırdı ve, "Tanrı Amerika'yı korusun!" deye bağırdı...

Hemen ayağa fırlayıp "Tanrı Amerika'yı korusun!" deye bağırdım etrafımdaki herkes gibi ve bir taraftan da handlerimi claplamaya başladım seri seri, acıta acıta...

Herkes ayaktaydı ve manyakça claplıyorlardı, konuşmayı yapan adam gülümsemeye devam ediyordu ve ben de etraftaki insanların yüzlerine bakmaya başladım.Kimisi gülüyor, kimisi gülümsüyor, kimisi ağlıyor, kimisi gülerken gözünden yaşlar dökülüyordu, ortalık 56 olmuştu.

En salakları ise gözünden akan yaşları bir taraftan silmek isteyip bir taraftan da claplamayı kesmek istemeyenlerdi, alkışı kesmeden omuzu ile göz yaşlarını silmeye çalışması bana dirseğini yalamaya çalışan salakları hatırlatıyordu...

Bu insanlara çok dalmışım ki kameranın beni çektiğini fark edemedim.Kamera tam dibimdeydi ve gülümsemeyen dalgın suratıma zoom yapmıştı.Elbette bunu fark eder fark etmez clap dozajımı arttırdım ve tekrardan, "Tanrı Amerika'yı korusun!" deye bağırdım, ama etrafta tek bağıran ben olduğum için volümü yüksek "Tanrı", ertesinden gelen yine güçlü bir "Amerika", fakat ertesinde durumu fark etmemden ötürü güçsüz bir "koru" ile sesini benim bile duymadığım bir "sun" olarak bitti cümlem, ama alkışı elbette kesmedim ve kameraya doğru dönüp, "vuuuhuuuuuu!" diye bağırdım kahkaha krizine girerek, elbette sesim romantik-komedi filmlerinin berbat bir Türkçe dublajı gibi çıkmıştı, ben bütün bunları söylerken.

Sahne geçtiğinde ellerim cebimde yolda yürürken buldum kendimi, ağzımda bir ıslık, ıslıkta Beirut'un Postcard From Italy'si vardı.Hayatın da asla düzgün ıslık çalamamış olan ben, ıslıkla çalınmayacak bir şarkıyı ağzımda oyuncak etmiştim resmen.

Derken yanıma acayip taş bir kadın yaklaştı ve "Beirut'u benden başkasının dinlediğini sanmıyordum" dedi seksi bir gülümsemeyle, "Ne sandın yarraam!" deyip bu muhabettin içine etmeyecektim elbette, "Beirut iyidir." dedim çok cool bir şekilde.ipodunun kulaklıklarının birini benim kulağıma yaklaştırdı ve bende ona yardım etmek bahanesiyle elini tuttum ve bu sırada elindeki kitaplar yere düştü.

İçimden ne oluyorlar ulan dedim ne alaka? Bütün filmlerdeki klişeler bir bir oluyordu ve birden korkuyla birlikte gelen bir heyecana gark oldum, zira her romantik-komedide sikiş olurdu değil mi?

Kitapları almasında yardım ederken yine ellerimiz aynı kitapta buluştu ve ben önce kızla göz teması kurdum ve ertesinde kameranın bizi çekmesi gerektiği yere bakıp göz kırptım.

Sahne değiştiğinde aynı kızla metrodaydım.Yan yana oturmuş Beirut'tan Nantes dinliyorduk ve kızın kellesi omuzlarımdaydı.
Aklımda yalnızca tek bir soru vardı, "seviştik mi?" bir tarafım buna evet diyorken, öbür tarafım hiç bir şey hissetmediğini beyan ederek ne anladım bu seksten diye haklı bir sitemi dillendiriyordu.

Madem yine gidecez başka yerlere sikerim o zaman bekliyorum ben sikiş sahnesini deyip tepkisiz şekilde metroda oturmaya devam ettim.

Sahne değiştiğinde hemen sol omzuma baktım, kimse yoktu ama sol omzum yeşil balgamlar ve salyalarla ebesinin ammı olmuştu.Bunla kalsa iyiydi sağ omzumda kendi ağzımdan çıkan salyalarla beyaza kesmişti üstümdede siyah polarım vardı.

Belki dedim olur ve başka yerde uyanmak için beklemeye devam ettim...

Ama hepsinin haricinde pek üzülmüyordum zira gündüz gözüyle hayatımda göremeyeceğim bir kızla çatır çatır sevişmiştim, kameraya doğru bakıp ellerimi iki yana açıp muzip bir ifadeyle dudağımı büktüm.

Ekran daire şeklinde yavaş yavaş küçülüyordu en son göz kırptığım yerde ekran tamamen kapandı ve Beirut'tan Elephant Gun ile birlikte beyaz yazılar gözükmeye başladı.