Nisan 19, 2014

Böyle Bir Gün İşte

İşe giderken, işten çıkıp direkt eve geleceğimin; mesainin bitmesine az bir vakit kaldığı zamandaysa eve gidip napacağım, nereye takılsam...'ın planlarını yaparken bulurum kendimi. Gece geç vakitlere kadar dışarılarda kalıp; az uyku, ertelenmiş ev işleri, ertelenmiş saç-sakal tıraşı ve ertelenmiş duşun birikmesine göz yumup ve biraz da sinirlenerek uykuya daldıktan sonra, ertesi sabah işe giderken,  işten sonra direkt eve geleceğimin planları tekrar hayat bulur ve... biliyorsunuz artık.
Ama bugün, işten çıkmış ve iki otobüsle varacağım evimin ilk otobüs ayağındayken, eve gidiyor olduğumu tahmin ediyordum. Cebimde 3-5 liralık bir bozuk para gürültüsünden başka bir şey yoktu, 10 liralık son kağıt paramı akbile yükletmiştim ve evin yolunu tutma halim beni zerrece rahatsız etmiyordu. Keza İstanbul'a yeni yerleşmiş sayılırdım (4 ay oldu), kendi başıma yaşadığım evime taşınmıştım (1 ay oldu), önce bilgisayar (5 ay oldu), 2 gün önce ise şu an kullandığım cep telefonunu almıştım kendime. Esasen cep telefonunun ödenmesi gereken 11 taksidinin dimdik duruyor olması, telefon aldım dememi komik gösteriyor olsa da, elimdeydi işte. Bütün bunların haricinde başta da söylediğim gibi hemen hemen her gün yaptığım gez-toz-tüket-takıl maratonumun varlığının da farkındaydım. Yani kazanıyordum ve harcıyordum. Bugünkü parasızlığım bir ajitasyon öğesi değildi, hesapsızlığın sonucuydu ve beni üzen bir durum kesinlikle değildi, bugün de evde takılıcaktım hepsi bu.
Anladığınızın farkındayım, evet, eve gidemiyordum. Daha dün gece birlikte 6-7 tane bira içtiğim Emre'nin, drek bizim oraya geç, ben de iş çıkışı geliyorum, orada konuşuruz mesajı geldi telefonuma otobüste ilerlerken. yok mok demedim, gitmek istiyordum:
'Ben de 5 kuruş yok lan ama?'
'Ben hallederim, sen geç.'
Eve gitmeyeceğim belli olmuştu. Mekan dediğimiz bar, daha doğrusu birane, evin yakınlarındaydı. Birane diyorum çünkü orada gerçekten bira içilirdi, menüsünde hahaha menüsünde demişim, menüsü yoktu ki, orası bir biraneydi ve eğer isterseniz viskinizi, vodkanızı dışarıdan getirebiliyordunuz. İçeri girdiğinizde garsonun sizden sipariş almak için masanıza geldiği değil, sizin garsonla tokalaşmak için onun ayağına gittiğiniz bir yerdi yani mekan. Ama biz buranın yenisiydik, ben zaten bu civara henüz taşınmıştım ve Emre de buraya ilk benle gelmişti dediğine göre, ama yavaştan ısınıyorduk, biz ısındıkça onlar da ısınıyordu, sıcak bir karşılama halini almıştı hoş geldiniz'leri... Evin yakınlarında dediğime de bakmayın, 6-7 bira sonrası yürümek ve temiz hava almanın keyfini çıkarmak amaçlı herhangi bir araca binmiyorduk ve eve yürüyebildiğimiz için yakındı diyorum, ama 1 saate yakın bir yürüme mesafesiydi sonuç olarak.
Yeni taşındığım evimi Emre bulmuştu. Onların bir alt sokağındaydı zaten, zaten İstanbul'a yeni geldiğim sıralarda, 'Kadıköy-Beşiktaş-Moda-Cihangir'de oturucam ben ya...' hayalleri kurarken, bana kahkahalarla gülen de Emre'ydi. Paramın neye yeteceğini biliyordu ve doğru evi bana göstermişti, ev güzeldi, mahalle de mahalle işte canım. Sadece işe gidip gelirken iki otobüse binmek zorundaydım ve bunu da söylemiştim zaten... Otobüs yolculukları uzun olunca, uyuyabiliyorsunuz, hele benim gibi az uyuyan, çok sürten biriyseniz, her seferinde uyuyabiliyorsunuz...
Gözümü açtığımda tam ineceğim durakta, durmak için yavaşlıyordu otobüs. Ama o sersemlikle bir aceleciliğe, henüz beyin hücrelerimin salyalarını silememiş olduğu, o bir kaç saniyenin aptallığıyla bir an önce kendimi dışarı atmaya çalıştım. Attım da... Yolun karşısına geçip, diğer otobüse binmek için harekete geçtiğim ve yeşil ışığı beklerken saate bakmak için elimi telefonu almak için cebime attığım... ve telefonun ön cebimde, arka cebimde, sonra tekrar ön ve arka cebimde, sonra göğsümde, kıçımda, her yerimde... O rezilce bütün vücudunu sırayla yoklama sahnesini bilirsiniz, yaşamışsınızdır eminim. Evet telefonum yoktu, ve yine evet %99.9 otobüste kalmıştı, telefon elimde uyuyakalmam, aceleyle inmem... Yanılma payı yok gibiydi. Otobüsün bundan sonra gideceği bir kaç durak vardı sadece, son durak bulunduğum yere yakın ama acelem olduğu da kesin, yani taksiye binmeliyim, ama cebimde 5 kuruş yok, sorun değil sonuçta mekana gideceğim ve Emre orada olacak, ona ödetirim, telefonu iki gün önce aldım ve ödemem gereken 1500 lira daha var... Bütün bunları düşünmem toplamda bir kaç saniyemi aldı ve bununla birlikte önümden geçen boş taksiyi ıslıkla durdurup, koşarak binebildim.
'Abi telefonu düşürmüşüm otobüste de, şu otobüslerin son durağına götürür müsün beni hızlıca?'
Çıkardı telefonunu verdi ve aramamı belki birinin açacağını söyledi, otobüsün en arkasında oturuyordum ve dediğim gibi son durağa az kaldığı için otobüste zaten 5-6 insan kalmıştı ve onlar da arka kısma pek yakın değildi, inerken gözüme çarpmıştı o boşluk, sersem halimle bile. Ama ben yine de durmadan aramaya başladım telefonu, sessiz modda olduğunu bilmeme rağmen arıyordum işte. Ezberimin ne kadar kötü olduğunu da 2 gün önce eski telefondaki rehberi, yenisine kaydederken fark etmiştim. Kendi numaram haricinde, sadece annemin ve ablamın numarası ezberimdeydi. Şu an Emre'ye bile ulaşma şansımın olmadığını fark etmiş olmamla birlikte, içimdeki his tamamen bindik bi alamete... kıvamını almaya başladı.
Bizle birlikte bir otobüste vardı durağa, ilk o sandım, içimdeki heyecan iç rahatlamasına döndü birden, bu bir kaç saniyelik bir olaydı aslında, otobüsün benim otobüsüm olmadığını anladığımdaysa, az önce sahip olduğum heyecanın daha fazlası ve azıcık da korku kapladı bu sefer bedenimi. Tekrar taksiye binip, biraz civarda dolaştık, yüzlerce metre uzaklarda park eden otobüslerde vardı ve hangisinin - ne olduğunu seçmek de o kadar kolay değildi. Bütün bunlarla birlikte hava yalnız başına değil, motivasyonumu da alarak kararmaya devam ediyordu. Taksiden tekrar inip bir kaç şoföre durumu anlattım, eğer telefonu şoför bulursa sıkıntı olmaz, plakasını bilmiyorsan dahi kalkış saati sayesinde şoförün kim olduğu bellidir, yarın sabah Beyaz Masa'yı ara yardım ederler, şimdi kapanmıştır dediler. Son seferiyse şoförün son durağa uğramadan direk eve gitme ihtimalinin olacağından filan da bahsettiler ve aslında benim cep telefonum da umurlarında bile değildi. Yine de içim hafif rahatlar gibi oldu. Tekrar taksici abinin telefonunu alıp, son kez denedim, çalıyordu, açan yoktu. Mekanı tarif ettim taksiciye, yola koyulduk. Şimdi içimde olan şey, kabullenmekti; ama bir taraftan da salak kafa diye kendi kafamı yumruklayasım da geliyordu içimden. Sanırım genel manada sakin biri olduğumdan çok dertli gözükmüyordum, dertli gözüksem ne değişecek ki diyebiliyordum kendi kendime, ama bu kafamı yumruklama hissimi bastırmıyordu. Bu arada taksimetre 47 lirayı gösteriyordu...
'Arkadaş içeride de, ondan alıp getiricem abi, bende nakit yok da şu an...'
Mekana girip, yine garsonlarla selamlaştım ilkin, bizimkini sordum, gelmedi dediler. Oysa gelmiş olması gerekirdi. Bir aksilik olmuş olabilir mi? Olabilir. Bu yüzden ne yapmıştır? Beni aramıştır. Nereden? Cep telefonumdan elbette. Yani... Mal gibi düşünmek diye bir tabir varsa, benim öylece durduğum birkaç dakika için ancak bu tabir kullanılabilirdi. Hiçbir karara varamadım tam olarak, ne yapmalıydım? Mekandan para istesem? Yapamam ki, daha ismimi bile bilecek samimiyete ulaşmamışız, ki bunu da 2 dakika önce anladım. Emre geldi mi diye sorduğumda anlamadılar, bizim çocuk var ya, benle gelen, şöyle böyle... deyince düştü jetonlar ki o jetona bile inanmadığımdan mekana kendim baktım ama zaten içeride toplasan 10 insan yoktu. İsteyemezdim, Emre'lerin evini biliyordum, zaten başka biri de yoktu bilebileceğim...
'Arkadaş yokmuş, eve gidelim de abi, oradan vereyim ben sana...'
'Kartta varsa, bankamatiğe çekeyim önce istersen?'
'Yok ya, evde var, uzatmayalım şimdi yolu...'
Son şansım Emre'nin evinde oluşuydu. Kartta da para yoktu ki zaten, para yoktu yani bugünlük. Cep telefonu da gitti, gitmesin ya, ulan gitmesin ya daha yeni aldık be! Taksimetre 66 lirayı gösteriyordu ben abi duralım dediğimde. Durduk, indim. Zaten Emre'nin adı soyadı yazıyordu zilde, basmadan önce bir kaç saniye bekledim. Bu bekleyişin açıklamasını psikologlar yapabilirler ancak, ben yapamadım. 10 saniye sonra bir daha, 15 saniye sonra bir daha, 30 saniye sonra basılı tutmaya başladım zile... Sonuç yoktu, tam ne yapıcam ulan ben şimdi diye düşünürken, aklıma çaresizce belki zilleri bozulmuştur fikri geldi, içimdeki korku ve yıkılmışlığın tamamen kaybolup, sevinç ve heyecanla dolması bu fikirden hemen hemen 1 saniye sonraydı. Herhangi bir zile bastım ben de, kapının açılması 5 saniye filan sürdü. Taksiciye dönüp, duymayacağını bilsem de hemen geliyorum abi dedim ve el işaretlerimle de ağzımdan çıkan cümleyi ifade etmeye çalıştım ama kızmaya başladığı belliydi, baya canı sıkılmıştı. Sanki cep telefonunu kaybetmiş şerefsize bak diye içimden söylenip, dışımdan gülümsedim apartmana girerken...
Napacağım lan ben şimdi? demek ve akla bir anda milyonlarca saçma fikrin hücum etmesi... Bunlar gerçekten garip tecrübelermiş. Kapı açılmayınca ve ben asansörle korkunç gerçeğe daha hızlı ulaşmamak için, merdivenleri yavaş yavaş adımlarken bu garip tecrübelere vakıf oluyordum bir bir... Napacağım lan ben şimdi?
Emre'nin başına bir şey geldi ya da gelmedi, cevabı cep telefonumun mesaj bölümünde muhtemelen. Ailesinin evde olup-olmaması da olası bir komşu ziyaretiyle açıklanabilir. Taksici abiye kimliğimi vermeyi teklif etsem, yok olmaz, bir de adamı nerden baksan 1 saattir tutuyorum. 70 lira taksi parası, cep telefonu da gitti, gitsin ya cep telefonu yeter ki eve gideyim artık, ama taksici abi... Aklıma hep, numaramı bırakmak geliyor, abi bu benim numaram yarın parayı getircem sana da, hayvan herif telefonun bile yok ki şu an ne numarası... Abi sen bana numaranı ver, seni yarın söz arayacağım bak söz veriyorum... Hayır, bir de adama evde para var, bankamatiği boşver, yolu uzatmayalım falan da dedik... Abi valla ödeyeceğim, ben öyle biri değilim ya... Olmaz ki böyle, böyle olmaz yani bu iş...
Zemin kata geldim bile, kapıyı açıp, taksiye doğru yürüyeceğim ya da hiç dışarı çıkmayacağım ya da kapıyı açar açmaz kaçmaya başlayacağım... Napacağım lan ben şimdi? Bu soruyu cevaplayamadan, kapıyı açıp apartmandan dışarı çıktım ve taksiye doğru yürüdüm, kapıyı açıp içeri girdim. Oturdum...:
'Abi sen şu telefonunu bi daha versene, ben tekrar bi arayayım şunu...'

Şubat 19, 2014

Shameless Vs. Çöpçüler Kralı

Shameless'a daha bir kaç gün önce şöyle bir bakmış olan ben, bugün eskilerden Çöpçüler Kralı'na denk gelip izleyince, aslında birçok ortak noktaları olduğunu fark ettim birdenbire. Özellikle Shameless'taki Gallagher ailesi, Çöpçüler Kralı'ndaki Hacer'in ailesinden çok da farklı değildi. Karşılaştırmalı örneklerle devam edeyim:

İkisinde de alkolik, işe yaramaz, komik mizaclı baba karakteri mevcut:


İkisinde de evin geçimini sağlamaya çabalayan abla karakteri mevcut:

İkisinde de hırsız, serseri, uyuşturucu bağımlısı kardeşler mevcut:


Ve elbetteki ikisinde de abla karakterine aşık, yakışıklı, yağız bir delikanlı mevcut:



Şimdi siz söyleyin, haksız mıyım?


Aralık 28, 2013

'YENECEM SENİ TWİTTER!' SANSÜRSÜZ VE TAMAMEN OBJEKTİF TWİTTER TARİHİ!

geçen haftalarda aile ziyareti için mersin'e gittim. artık memlekete dönmenin verdiği özlemle mi, gece yarısından sonra herkesin uyuması vesilesiyle oluşan sıkıntıdan mı bilmiyorum, bir anda twitter'da, twitter'ı nasıl keşfettim? sonra noldu? temalı kendi twitter hikayemi anlatmaya başladım. 5 seneye yakın bir mazi olduğundan yaz yaz bitmedi tabi, her zaman olduğu gibi nostaljinin ağızda bıraktığı o lezzet nedeniyle de okuyanların da ilgisini çekti ve ta ki twit atma limitim dolana kadar hikaye devam etti, hatta yarım kaldı. sonra akabindeki gece yine twit atma limiti dolana kadar devam etti. okuyanlar keyif aldıkça, ben de keyifle yazıyordum zaten. üçüncü gece bitirmek üzere oturmuştum zaten bilgisayarın başına, ama mersin'den istanbul'a dönüş yorgunluğu, yazıya başlarken evin kalabalık olması, benim de artık 'bitsin artık beynim amcıklandı...' psikolojisine girmem vesilesiyle ve twitter'daki o son zamanların, ilk zamanlar gibi keyifli olmaması da buna eklenince biraz erken final gibi bitti bu 'twitter tarihi' de denebilecek üç günlük maraton.

sonuç olarak bir makale ya da bir eser değil bu, makara kukara yapıyorum, yıllardır yaptığım gibi ama okumak isteyenlerin sayısı fazla olunca burada yedeklemenin iyi olacağını düşündüm. orijinalliği bozulmasın diye de, direk kopyala-yapıştır yaparak twitleri yukarıdan aşşağı sıraladım. o anda rtlediğim komik twitleri de yazıya ekledim. son olarak da, yazının sonuna üç gece boyunca anlatmama rağmen, unuttuğum, kaçırdığım, eksik kaldığını düşündüm bir kaç anektodu, hikayeyi ve ismini saymayı es geçtiğim ama ismi olması gereken kişileri de yazıya ekledim.

başlamadan önce not: burada yazılanlar sadece benim yaşadıklarım, gördüklerim ve bildiklerim. bununla birlikte elbetteki sır ifşa etmek, birilerini rencide etmek tutarında yazılarla zaten işim olmayacağı gibi, yazının yazılış amacına da ters düşerdi bu bilgiler. herkesin sırrı kendine...

bayanlar baylar, iyi okumalar diliyorum...

+++++++++++ ASAF VODVİL'İN TWİTTER'LA İMTİHANI: 'YENİCEM SENİ TWİTTER!!!!!!!!!' +++++++++++
5 sene kadar önceydi, lise son sınıfta okuyordum, internet benim için ekşi sözlük'te yazarlık sırası beklemekten ibaretti o zamanlar.
nasıl oldu bilmiyorum, bi'kelime diye bi bloga denk geldim. blog ve bloggerlıkla ilgili zerre fikrim yok o ana kadar.
bi'kelime, kelimelere kendi tanımlamalarını yapan bir adamın günlüğü gibi bişeydi. kısa, sade, çok anlam yüklenemeyecek.
gözler: gözlerler, sandalye: bir sandalye oturuyor mudur, yoksa ayakta mıdır?, bunlar o blogdan hala aklımda kalanlardan ikisi mesela.
bloggerlar bilir ki, her blogcu sağ tarafta, sevdiği blogların linklerini ekler. bende o sayede daldan dala atlayarak keşfettim blogları.
o zamanlar twitter kesinlikle yoktu, facebook altın çağını yaşıyordu, friendfeed diye bişe vardı bi de, o da entellerin mekanı gibi bişeydi.
sonra ben de blog açtım elbette ve bu kervana dahil oldum. o zamanlar en sevdiğim bloglar malın gözü, siminya, pucca, tehlikeli ilişkiler, 5 posta, flying dutchman, aceto balsamico, noat samisa, herbokubilenadam diye gidiyor işte.
onların da altın çağı amk. garip bir cemaat lideri ifadeleri var; hepsi kendi alanının kanaat önderi gibiydi o zamanlar.
sonra birden bire şey oldu, bu da twitter adresim şeklinde blogun sağ tarafına eklenmeye başladı bu twit şeysi.
önceleri bakmıyordum çünkü friendfeed hesapları da olurdu ona da bakmazdım.
ama sonra post olarak twitter hesaplarını vermeye, followlamaya davete vardı işler, ben de 2009 yıllarıydı sanıyorum twitter'a dalış yaptım.
ilk işim twitter'ı kullananların %90ı gibi ünlüleri takibe almaktan ziyade blogcuları takibe almak olunca çok da zorlanmadım.
yani nereye düştük amk demedim, blogcular gibi ben de blogda yazdığım postların linkini veriyordum, toplamda 22 olan followerlarıma.
elbette daha sonra gülben ergen'i, birol güven'i, erdil yaşaroğlu'nu ve selçuk erdem'i takibe aldım, buranın en eski ünlüleri onlardı.
o zaman twitter fenoluğu şuydu, eğer twitini komiktweets rt'liyorsa feno gibi bişeydin.
komiktweets bir rt hesabıydı ve hesabın sahibi şimdinin cerilevis'i idi.
200-250 takipçi sayısı şimdinin 10bini gibi bişeydi ve o sıralar komiktweets 3bin filandı ve buraların kralıydı.
elbette krallıkta yalnız değildi, en büyük paslaşmayı hakanutku ile yapıyordu. hey gidi hakanutku beee.
hakanutku'nun yarısı olan hakan köksal'ı zaten biliyorsunuz, utku ise tarihe karıştı. bu muhteşem ikili de twitter tarihinde yerini aldı.
ve elbette unutulmaması gereken stevemcqueen, tek kelimeyle twitter'ın ağa babasıydı, kıdem bakımından onun sözü üstüne söz olmazdı.
sonra en büyük kişilik bunalımlarını o yaşadı nedense, onur gökşen'im ben dedi, kitap yazıcam dedi, sonra noldu acaba ona?
ve mayoneziseverim, ve kendimdedegilim (daha sonradan nickini pink freud yapacaktı) ve mesut bahtiyar'ın kemalist yılları...
takipçi sayım 80 filan oldu sonra benim. şu twit hayatımı değiştirdi, tam olarak değilse de şöyle bir şeydi:
'tulum peyniri sevenler rtlesin, hedef 10.000 arkadaşlar' twitter böyle bir yere dönecek diye çok korkuyorum!
tam tamına 17 rt aldı arkadaşlar, inanılır gibi değil, 17 rt o zaman çok büyük para.
twitturk'te son 1 saatin en çok rtlenenlerine girmişim, inanılır gibi değil, aklımı çıldırıcaktım amk.
ondan sonra geldi biraz follower tamam mı, ertesi gün mü ne, herbokubilenadam'a bi mention attım.
konuyu hatırlamıyorum ama çok iyi de oldu çok güzel iyi oldu tamam mı repliğini o konuya montelemiştim, hbba mentionı rtledi.
o mention da tam emin değilim de 8 rt mi ne aldı. inanılır gibi değil ama ben 160 followera falan ulaştım.
bir hafta iki hafta derken ben söktüm bu twitter'ı tamam mı bildiğin rtleniyoruz amk, 10, 15 rt almaya başladı twitler. çok büyük rakamlar.
neyse ben bi baktım 600 follower falan yapmışım bir ayda filan. acayip bir rakam arkadaşlar, kendimi şaşırdım, resmen ünlüyüm tribindeyim.
ki ortam öyle bir durumda ki, mesela pinkfreud 1500 takipçiyle hürriyet gastesine çıktı, stevemcqueen 2bin olmamış peygamber gibi.
pucca 2bin var yok, bi komiktweets 3bin üstü bir de hakanutku vardı o zamanlar.
mesut bahtiyar bin falan, http://alkislarlayasiyorum.com  tayfası sayesinde yapmış işte bişeyler, sonra hoanes ve vogueman'i getirdi, büyük transferler.
bir de bu saydıklarım burunlarından kıl aldırmıyorlar, hiçbiri takibe almıyor amk bizi, bizim başımız kel sanki amk.
bi komiktweets alıyor, o da herkesi alıyor zaten. o zamandan çözmüş amk twitter'ın mantığını.
komiktweets ismini değiştirdi, artık ben kendi twitlerimi yazıcam arkadaşlar dedi, İLK TWİTTER LİNÇ'İ KANLI OLDU ARKADAŞLAR.
cerilevis'e küfürler, işte herkesi kullandın, rt ile takipçi topladın şimdi ne yaptığını sanıyonlar filanlar, gezi parkı'na sokmadılar ceri'yi
o sıra ben de mayoneziseverim'le efsane bir kavga ettim. konumuz arabesk müzik idi.
o kavgayla birlikte fenoluğum garantilendi zaten.
kavgayı farklı bir mecra olan friendfeed'te yaptık, kavgaya sonradan mesutbahtiyar ve hbba'da katıldı, gerçekten şenlikliydi.
hatta samihazinses'te katıldı kavgaya şimdi hatırladım.
mayonezseverim arabesk müzik için müziğin kralı mı ne demişti, ben de arabesk müzik değildir, müziği sözü söylemek için kullanır gibisinden bişe demiştim.
herbokubilenadam olaya şöyle yaklaştı, zeki müren bu ülkede arabesk diye bir albüm yaptıysa arabesk bir müziktir. NET! dedi gitti.
mesut bahtiyar ikili oynadı diye hatırlıyorum, sen de haklısın ama senin de haklı olduğun noktalar var falan dedi.
sonra samihazinses olaya dahil oldu ve sen orhan gencebay'ın, müslüm gürses'in arkasında çalan adamlara nasıl müzikten anlamıyor dersin dedi
neyse o gün dağıldık arkadaşlar, olay böyle bitti. beni sonradan unfollow etti hepsi :'(((
ama benim özgüven acayip yerine gelmişti, gazı aldım yürüdüm amk.
sonrasında  #twittaklit hashtagı ile bu twit ünlülerinin tabi o zaman çok takipçili diyorduk ünlü feno yoktu, parodilerini yapmaya başladım.
parodilerim çok tuttu, bildiğin twitter'ın tatlı çocuğu olduydum o zamanlar. asaf gene yaptı yapacağını, of asaf ya falan, özledim :'(((
işiyip geliyom arkadaşlar, 2 dakka mola.
geldim nerde kalmıştık? ha parodiler
parodi twitlerim şimdi klişe gibi gelebilir ama o zaman devrim yaratmıştım. mesela aklımda kalan örnekleri bi sıralayım...
#taklittwit @pucca 'bana bir koca lazım!' diyordum mesela, bu o zamanlar için çok cesur bir hareketti, 28 şubat'ı yaşayanlar bilir.
#taklittwit @istiklalakarsu : 'gündemden bir olay için hiç tanımadığım bir gündeme meraba dedim' diyordum mesela, offf eleştiriye gel.
#taklittwit @samihazinses : 'bana vermediğin gül, öldüğüm gündür.' diyordum mesela, mentionlar akıyordu kahkaha yüklü.
sonra mayonezi de taklit ettim ve ikinci twitter savaşı başladı :'((
#taklittwit @mayonezseverim: 'göz yaşlarım akarken umarsızca, neden gittin orospu çocuğu!' dedim diye o gece gezi parkı'na müdahale oldu!
bana sen ne ezik bir insanın, karaktersiz, çirkin, ibne diye sataştı, ben de sie go falan dedim ve o büyük olayı yaptım.
daha sonraları @drejman'ın çok iyi hatırlayacağı gibi, hesabımı o gece kapattım ve yeni twitter hesabı açtım, bu bir devrimdi!!!!
şimdi bir parantez açayım. devam etmeden. o zamanlar böyle ünlüler olduğu gibi, farklı bir çeteleşme de vardı.
mesela o zaman takipçisi fazla olan ama takipçisi fazla olanlar gibi olmayan insanlar vardı, onlar kendi halinde takıldılar hep.
mesela islakkarga, alikaya, kandanadam bunlardan sadece bir kaçıydı, onlar buraların coollarıydı, aranızı iyi tutmanız gerekiyordu.
ve filozof ekibi vardı, murat aykul, geceleriesen, kahramani gibi insanlar da o sınıfa giriyordu, yüksek sosyeteydiler.
ve bunlar dışında şimdinin fenomeni dediğiniz yüzlerce eleman o sıra bizim mentionlaşmamıza kafalarını sokup 'ehi' diyorlardı, hey gidi.
20den 30dan sonra yeter deyip takibe alıyorduk biz de mecburen, götümüz tavan yapmıştı, çünkü İLK KİTAP TEKLİFİ 3 KİŞİYE GELMİŞTİ!!!
pucca, samihazinses ve herbokubilenadam'a kitap yazmak için teklif gitti dediler, cem mumcu piyasaya çıktı, TWİTTER YIKILIYORDU.
önce pucca, sonra sami ve en son hbba'nın kitabı peşpeşe çıkacaktı. herkes aynı gün kitap yazmaya başladı, gerçekten inanılmaz günlerdi.
o sıra adana tayfası ortaya çıktı, hevesli çocuklardı, utanmazca twit atıyorlardı, hiç durmuyorlardı.
ben hesabı kapattığımdan ve takipçisi çok olan herkesle kavgalı olduğumdan, alay ettiğimden filan halkların çocuğu asaf'tım.
o nedenle çok takipçililer haricinde herkesle kanka oluyordum, adana tayfasını da hemen kucakladım.
başı tipadam, alternatifego ve melogaman çekiyordu. çok hevesli takipçi fakirleriydiler, keh keh.
bu arada o sıralar ceri levis 10bin oldu ve hesabını kapadı, çok büyük bir artizlikti tek kelimeyle.
ve kitabı çıkacak kişi sayısı arttı, mayonez, hoanes, mesut ve kankası da bu kervana dahil oldu. bütün gözler cem mumcu'daydı.
bende özgüven konusunda patlamış ego manyağı asaf olarak, telefonumun kitap teklifi için çalmasını bekliyordum, meh meh meh.
elbette red edecektim ve red ettiğimi 3 yıl konuşacaktım, çok zekiceydi, kitap yazmaktan daha up bir fikirdi bu, HARİKAYDIM, ama tel çalmadı
o dönemlerde evrimguvenc ve fayntenks ortaya çıktı, onların da hevesi vardı, yapabilirim abi bana şans verin diyorlardı. hahahaha
fayntenks ve evrim twitter'a adeta yeni bir soluk getirdiler, öteki taraftan taci ve kutupzencisi de gazı alıp yürüdü ve ilk FENOMEN !!!
serdarkuzuloğlu sosyal medya isimli bir programa başladı ve bütün twitter'ın geleceğini değiştirdi...
kitap teklifinden sonra bu olay çok büyük bir devrimdi. gerçekten aman tanrım ünlü olabiliriz galiba derken bulduk kendimizi.
şimdi bir bakalım acaba kaçınız o İLK FENOMEN'İ hatırlıyor, var mı ismini söylicek olan?
yok mu bir tane bile bilen? ben de unuttum amk neydi o kadının adı ıuahwdıuawhduahwd
ismi lazım değil mi diyelim artık neyse, bak ya bir efsane unutulup gidiyor arkadaşlar yazık değil mi?
neyse arkadaşlar devam edeyim. o ilk fenomen lafı, burada takip edeni takip eden ve sonra takip ettiklerini silen bir kadına söylendi.
TWİTTER'IN İLK LİNCİ CERİLEVİS'E İSE, İKİNCİ BÜYÜK LİNCİ O KADINA YAPILDI ARKADAŞLAR.
arkadaşlar tayfanın dediği gibi twit atma limitini geçmişim amk tam hikayenin ortasında müdahale geldi valimutlu'dan.
twitter'ın bilinen bilinmeyen tarihi, yenicem seni twitter! hikayem yarın gece yarısından sonra devam edecek.
o zamana kadar sıkın dişinizi, bu arada merak edenleri rahat rahat uyutalım, twitter'ın ilk fenomeni olan o kişi 'nooboody' idi!!!!!!
gerisi yarın gece yarısından sonra, sadece ve sadece burada. xoxo gossip vill
gitmeden önce, yarın gece neler mi olucak hikayede... ta ta ta ta tam...... twitter'ın tüm nefretini üzerine toplayan adam GÖKHAN BETER!!
kelime sikertmece adlı oyunla pokelik yaparken şimdinin fenomeni olan afacan gençlikler!!
üniversite diye eskişehir ve istanbul'a yolu düşen asaf'ın bir gerçeği öğrenmesi TWİTTER SİKİŞ ORTAMIYMIŞ AMK!
twitter'ın en kült yapımlarından olan SOSYAL KANKA ve fayntenks gerçeği... ve daha neler neler... hepsi yarın gece sadece ve sadece burada!!
'twitter'ın sansürsüz gerçekleri' kapsamında #ff'ler ve peşkeşler için yapacağım operasyona 'büyük rüşvet; twitter dalgası' ismini verdim.
arkadaşlar saat yaklaştıkça telefonlar ve mesajlar; tehditler, sus payı için para teklifleri gelmeye başladı ama ASAF VODVİL SUSTURULAMAZ!!!
bir kahve yapıp geliyorum. TWİTTER'IN SANSÜRSÜZ GERÇEKLERİ, YENİCEM SENİ TWİTTER!!! HİKAYEM BAŞLIYOR...
evet sevgili arkadaşlar dün twitter nostaljisi ayağına girdiğim bu yolda şunu fark ettim ki meraktan dedikodudan ölecekmişiniz amk, bu ne la
neyse, ben konuma, kendi hikayeme, tamamen objektif, tamamen sansürsüz ve tamamen duygusal olan twitter macerama döneyim.
yıllar yıllar önceydi, twitter'ı köyü, teletabi diyarı gibi mutluluklara gebe, komik ve arkadaşça bir ortamdı o zamanlar.
ne troller vardı, ne ak gençlik, ne ultraaslanlar, ne gençfb, ne çarşı; kendi yağında kavrulan bir grup insandık burada.
sonra komiktweets'in cerilevis'e dönüşmesi sonrası başlayan rant kavgaları, cem mumcu'nun kitap yazın da para kazanak mafyalığıyla büyüdü!
ve daha sonra internet ekipler amiri ulan televizyona da çıkarak bari diyerek bu rant pastasını iyice büyüttü ve twitter kirlenmeye başladı.
işte o ilk televizyonda bizden birinin görüleceğini sanmamız, çok masumane gibi gözükse de o gece çok insanın gözyaşları yastık ıslattı.
ve bu gözyaşlarının asıl sahibi twitter'da ilk fenomen tanımı onun için yapılan nooboody adlı hanım kızımızdı.
nooboody, şimdinin twitter kartellerinin kullandığı yöntemi en başarılı şekilde ve ilk kez kullananlardandı, o müthiş yöntem neydi peki?
o yöntem, hepinizin de bildiği gibi 'takip edeni takip ederim'den başka bişe değildi, çok başarılı şekilde takipçisini arttırdı.
yeterli gazı alınca da takip ettiklerini 100-200 sınırına geri indirdi ve o gece televizyona çıkması onun intiharı oldu!!!
linç gecikmedi, salak salak konuştu demeler, ne fenomeni o kimler, o takip ettiklerini unfollowladılar, allah allah kıyamet kopuyordu.
RT @drejman: @asafvodvil yıl 2010 folowladı hemen geri döndüm.bacaklı bir foto vardı hiç unutmam.olur mu olur diyip followlamıştım. saf temiz bir gençtim
gördüğünüz gibi hüseyin kardeşim de nooboody'nin kurbanlarından yalnızca biri.
sonuç olarak nooboody rest çekti, sikerim çay ocağınızı deyip kapattı profilini ve bir daha da gelmedi. geldiyse de ses etmedi.
belki şu anda çok uzak diyarlardan bizi izliyordur, seni özledik nooboody :'( sen bu twitter'ın kaderini değiştirenlerden birisin!
neyse devam edelim, önce gastede görükme, daha sonra kitap teklifi, finalde de tv'ye çıkma olunca twitter akıl hastanesine döndü.
herkes rt peşinde, herkes takipçi toplama niyetinde, herkes birbirinin sırtına basarken bir dakka düşünmez oldu amk.
o zamanların capslerinden çok kişinin canı yanar, çok kişiyi intihara götürür biliyorum; kimsenin canı yanmasın arkadaşlar, niyetim bu değil
ama dm'lerden yalvarmalar mı dersin, facebook'tan mesaj yağmurları mı dersin, bi #ff'in borsadaki hissesi brokerları şok ediyordu o zamanlar
bir de olay öyle bir hal almıştı ki, bir rt ediyon, geri dönüş AĞAM PAŞAM KRALSIN, iki gün sonra adam gazı alınca unfollow ediyor filan.
hepimiz hasta olmuş gibi, birbirimizi yok ederek hedefe ulaşma amacı içine girdik. korkunç aylar birbirini kovaladı, kimse mutlu değildi...
kendini temizlemek ve nefretini kusmak isteyenler capslerini paylaşabilir, biz de burada kavgayı gürültüyü izleriz.
ama asaf vodvil gastecilik a.ş olarak asla ve kata böyle bir misyonumuz yoktur, sadece tarihi bir hatırlatma peşindeyiz, hepsi bu.
neyse arkadaşlar sonra ben üniversiteye eskişehir'e geldim ve yavaş yavaş o pisliğin içine çekilmeye başladım arkadaşlar :'((
o zamanlar bu gastede çıkan, kitap teklifi alan çok takipçililer nedense beraber poz kesmeye başladılar.
twitter'ın ilk partileri, ilk ev buluşmaları, ilk zirveleri olmaya başladı, fotoğraflar da yavaş yavaş düşüyordu.
biz o zamanlar böyle bir piyasanın olmadığını bildiğimizden vay be herkes kanka oldu falan diyorduk da ne seksler dönüyormuş serhat ya...
ve sonra şimdinin bütün trollerinin, twitter kartellerinin ve daha fazla ideanın reyisi gökhan beter sosyal medya'ya çıktı!!!!!
gökhan beter, takip edeni takip eden, twit çalan, özlü sözle takipçi kasan, hatta belki de takipçi alan twitter'ın şinasi'si amk,
ilklerin adamı, efsane erkek, ateş topu, twitter'ın nefret birikimi ve daha neler neler.
gökhan beter şu an bizi belki de 500bin takipçisi olan özlüsöz hesabından, argostorji bile o olabilir hatta, izleyip sırıtıyordur eminim.
o kesinlikle ilklerin adamıydı, buranın gidişatının (kötü yönde) ilerleyeceğinin en büyük etkeni ve habercisiydi, tam anlamıyla mikroptu!
twitter ahalisi ağız birliği etmişçesine bir linçe girişmiş olsa dahi, gökhan beter'e linç işlemiyordu, kurşun geçirmez birisiydi.
bütün bunlar olurken bahsetmesem olmaz, kendi yolunda yürümeye devam eden, asla taviz vermeyen, bazı ilginç hesaplar vardı.
önder, namı diğer kocari, hiç bir zaman değişmedi, o zaman da yakuzalar ilgi alanıydı ve sık sık ateş ederdi, hala öyle.
hüseyin, namı diğer drejman, tek derdi ekmek düşürmekti, bazı bazı düşürdü bazı bazı yalnızlığını paylaştı ama asla amacından sapmadı.
paraşüt, namı diğer parasut, deprem de olsa, tufan da çıksa, paraşüt paraşüt olarak takılıyordu. gündem işlemezdi ona, hala işlemiyor.
berrak, namı diğer berraque ecem'le birlikte genç kızların hislerine tercüman olma misyonunu her zaman sırtında taşıdılar, asla of demeden!!
melike, namı diğer melidafanke, yıllar onu hiç değiştirmedi, hala bir kitlenin kanaat önderliğini yapmaya devam ediyor. hiç bıkmadı.
ve daha niceleri yolu twitter'dan geçip, ne olursa olsun varlıklarını bir kaplumbağa gibi sürdürmeye devam ettirdiler, BİR ALKIŞ İSTİYORUM!
neyse eskişehir'e geldim ve twitter'ın ne müthiş bir yer olduğunu yavaş yavaş anlamaya başladım.
geldiğim gün bir kızla bira içmeye gittim, gayet normaldi, benim saflığımdı diyeyim ya da, normalmiş gibi takılıp yurda döndüm.
ikinci gün bir erkekle bira içmeye gittim bu sefer ve aklım dondu amk, ulan meğer popstar abidin olmuşuz, bi imza istemediği kaldı benden.
kafam çamura döndü amk, bi gün önce yazdığım en kıyak espri; 'prof. it erol' kıvamında olan benim, fanım vardı amk, bildiğin kanlı canlı.
RT @degilimdir: @AsafVodvil sen bunlari yazarken diger fenolarin vurdum duymaz tavirli tivitleri = gezi zamani cnn, ntv, stv...
işin komik tarafı eleman taraf da olmuş, mayonez'i nasıl mahvettin, valla sen kralsın falan hepsini mahvedersin falan diyo amk.
o çocukla bida asla görüşmedim arkadaşlar. :'(( eğer burda okuyorsa, allah onun belasını versin amk.
sonra özge'yle tanıştım, namı diğer feritility ve twitter'ın aslında o kadar da orospu çocuğu olmadığını fark ettim.
özge bal gibi kızdı, gayet insandı yani, kafayı yememişti, kabustan uyandım amk resmen. ama elbette egom tavan o da içimde saklı.
sonra bir gün bilgisayar odasındayız fakültede, bizim sınıftan bi çocuk twitter hesabını açtı, sonra özge'de açtı, ben açmadım. zaaaa
çocukla özge takipleşiyormuş meğerse o çıktı, sonra ben de açtım amk, beni nasıl takiplemez diyerek, takipçi sayım da fazla, bu bi şok :)
nerden bilebilirdim o çocuğun daha sonraları ev arkadaşım olabileceğini, evet emre namı diğer emredersin'le tanışma hikayem buydu.
sonra sağolsun, beni evine aldı da yurttan kurtulduk. arkadaşlar bir düşünün twitter'a sarmış 2 erkek, gece gündüz ne yapar?
kovalamaya başladık amk, kim kimle nerde, kim napıyor, biz nasıl ekmek alırız filan diye süregiden acayip günler.
o sıra istanbul piyasası alıp başını gitmiş tabi. hoanes efsane olmaya başladı.
sonradan gelmesine rağmen, onu twitter'a getiren mesut bahtiyar'ın takipçisini filan katladı, bi blog açtı, o da patladı.
hoanes elini attığını altına çeviriyordu o zamanlar, çok garip bir şekilde efsaneleşirken, kitap teklifi onu mahvetti.
kitabı bir türlü yazamıyor oluşu onu içten içe bitirdi.(burası tahmin) ve ben askere gideceğeeem diyerek twitter rüyasını iyice bitirdi.
o sıra pucca'nın kitabı çıktıktan sonra dedikodular aldı başını gitti. pucca çok çirkinmiş, pucca'nın bir gözü şaşıymış, pucca'nın başı kel.
sade bu olsa gene iyi, kitabın senaryosunu cem yılmaz filme çekicekmiş, başrolde marlyn monroe mezardan gelip oynucakmış neler neler amk
bizde tabi evde oturmuş kafayı yiyoruz amk, hadi olm herkes köşeyi dönüyor bişeler yapak hesabı.
o sıra galatasaray'lılar diye bir çete oluştu amk. taraftar kirliliğinin suçunu rahatlıkla bu ekibe atabilirsiniz arkadaşlar!!!
ele başları twitter'ın yeni dalga komikleri olarak bilinen melogaman, absurdman, pilgrimcem, gecegelenarıza oluşturyodu...
tabiri caizse burayı tribüne çevirdiler amk, göz gözü görmez oldu.
bense o sıra gaza gelmişim halkın çocuğuyuz ya, #kelimesikertmece diye bir oyuna başladım.
o kelime sikertmece günlerine katılan pokelerin bir çoğunun takipçisi benim 10 katım amk, nası malı götürdüler belli değil.
o zamanlar komik bir şaka yapayım da asaf belki rtler diye geziniyorlar zaaaaaaaaaaaa
oyun da şuydu, bir kelime söylüyorduk onun üzerine espri dönüyordu, örnekse mesela, günün kelimesine obama diğelim.
'cezalısın barrack hemen obama!' gibi, isim vermek meşrebimize uymuyor ama capsler patlarsa, buna hayır diyemeyiz dostlar.
şimdi gözükmeyen efsanelerden biri de bora mesut palas'tı arkadaşlar, hoanes'le birlikte iyi bir duo olabilirlerdi, ama bora da pes dedi.
ve onun haricinde şimdinin efsanelerinden çizenbayan'ın adını hiç görmemiş olmamız biraz garip değil mi?
çizenbayan o zamanlar arkadaş canlılığının timsaliydi, takip ettiği sayıyla takipçisi birbirine eşitti.
unfollow olayına girmedi ama takipçi sayısı arttı, biz bunun farkında değildik, sonra bir baktık ki, yeni bir fenomen doğmuş.
ve efsane bir program başladı: SOSYAL KANKA, popüler kültüre bir karşı devrimdi, underground piyasaya kan pompalıyordu, güzel günlerdi...
ve asaf vodvil istanbul'a gizlice geldi.
bir kaç günlüğüne geldiğim istanbul'da görüştüklerim ve görüştüklerimden aldığım bilgiler sonrasında asla eski asaf olarak dönemedim eses'e.
seksler, aldatmalar, entrikalar, kıyametler, acılar, hüzünler, hepsi bir arada istanbul'daydı. alkol bardaktan boşanırcasına dökülüyordu...
twitter mı istanbul'u, istanbul mu twitter'ı bilemiyorum ama, tam bir günah kenti olmuştu istanbul.
izmir tayfası diyebileceğimiz bir ekol yoktu o zamanlar, ankara'dan brudermartin ve çevresinde gelişen özlemhepsen, civcivsıcağı vardı.
arkadaşlar çiş molası 2 dakika ara. bu arada twitter limitine yakalanacaz galiba, daha yarılamadık bile :'(
geldim dostlar, ne diyorduk, hah o dönem erkamaj garip bir hevesle radyoculuğa sardı.
bütün elemanlar olarak skype'a birikip, radyo yayını adı altına salak salak konuşamıyorlardı, gerçekten korkunç günlerdi.
radyoculuğun yayıldığı, herkesin ben de radyo yayını yapacağım dediği o günlerde, ahmet selçuk adlı bir arkadaşla tanıştık.
ahmet selçuk nasıl biriydi derseniz kesinlikle açıklayamam. en iyi tanım 'hevesli' diyebilirim, tam bir açtı, her şeyi istiyordu ahmet.
en iyi olacaktı, en çok kızı kapacaktı, en iyi radyo yayınını, en iyi twiti o atacakçı, çok hevesli bir arkadaştı.
sonra onun sevgilisi olan kolalıjelibon'la da tanıştı twitter ahalisi.
kolalı hemen kaptı ama piyasayı, bir kaç ayda takipçisi aldı başını gitti, sonra ahmet de o da ortadan bir kayboldular.
ahmet sonra yakın zamanda intihar etmek için geri döndü ama bilemiyorum edebildi mi. neyse onlara da bir selam olsun diyelim.
o ara ben anketörlük yapıyordum eskişehir'de ve tckimlik no ad soyad kafiydi anket bilgisi için.
anadoluy üni.'de okuyordum, sınıfa notlar bölümüne girince tcler de görükür. tcnosu okul nosudur aynı zamanda.
dedim biri bana anadolu üni şifresini versin de anketleri bitireyim 650 tane form var amk elimde.
özgelerin sınıfı, benim sınıfı, mervelerin falan derken dolmadı amk. yazdım twitter'a sonra birisi dönüş yaptı hemen.
daha sonraların en up fenomeni olacak olan aybars namı diğer hayattainanmam'dan başkası değildi bu.
RT @afropunzel: @AsafVodvil ahmet iyi ya dun konustuk.
arkadaşlar ahmet selçuk iyimiş, buraların eskilerinden ve karakterini hiç bozmayan ırmak'a bu bilgisi için bir alkış istiyorum.
aybars bana şifresini verdi ben anketleri doldurdum ve müthiş bir dostluk başladı, sonra öğrendim ki bu monvue'yle kanka. monvue :'((
konuya devam etmeden evvel o zamanlarda paralel olarak depresif adamlar piyasaya çıktı arkadaşlar, gerçekten garipti.
depresif adamlar bir muammaydı, aynı çetenin ürünleri miydiler, yoksa ayrı ayrı mı takılıyorlardı hiç bilinmezlerdi.
uykuluadam uykusuzadam yorgunadam acılıadam bacılıadam şeklinde nickleri vardı, gerçek isimleri ve fotoğrafları yoktu. çok acıklıydılar.
adamlar kendi çaplarında garip bir ekol yarattılar, işin garip tarafı bu ekol kabullenildi, bir çok kız bu adamlara hayran oldu, vay anasını
mesela isim vermeden bunlarla ilgili bir anımı buraya eklemek istiyorum gerçekten hayatımda yaşadığım en saçma bir kaç saatti.
istanbul'a gelmişim bunlar benim telefonumu bulmuş aradılar amk. gel gel gel, bende bilmiyorum nedir ne değildir, iyi dedim.
4 tane adam, hepsi adamla bitiyor amk nickleri, çete gibileri bukowski filan diyorlar, neyse gittim kadıköy'e.
neyse tipleri normal insan tipi, liseliler, ki tahmin ediyordum. sorun yok yani. hadi bira içelim dedim ben de doğal olarak.
beni bir puba götürdüler, bomboştu, bir tek biz vardık. ve son 2 senemi kadıköy'de geçirdim hala neresi bilmiyorum amk.
oturduk masaya, bunlardan biri cebinden iskambil çıkardı, batak oynamaya başladılar amk. bak olaya bak bukowski falan diyorum sana ya.
neyse adam geldi ne içiyonuz dedi, dedim bira, bunların hepsi viski istedi. yemin olsun istedi.
sonra içkiler geldi. ben içiyorum, bunlar içmiyo, bana döndü biri, viski nasıl içilir dedi. soruya bak, ne demek amk dedim.
herkes birbirine bakıyor amk, oyun bile durdu. sonra mekan sahibini çağırdılar, viski nasıl içilir diye sordular.
o da yavaş içilir dedi, bunlarda cevaptan tatmin olmuş gibi birer yudum aldılar. ben içimden nereye düştün asaf dedim amk.
sonra bunlar bir anlatıyor, o kızı siktim, bu kızı siktim, onu camda soydurdum, bunun ağzına verdim. allahuekber allahuekber
ben zaten mide sıpazmı geçiriyorum artık, kalkıp gidek tribindeyim. neyse sonlandırayım, sonra bunların foyası ortaya çıktı.
RT@cococemre: Arkadaşlar @AsafVodvil ölücek galiba hikayenin sonunda. Liselilerle viski içmiş aq
yine ifşa etmicem, bilenler bilir, bunlar baya madara falan oldu, güzel bir linçe uğradılar, twitter zaten bir rt'yi bi de linçi çok sever.
neyse sonra ben eskişehir'e döndüm gene, o sıra hayattainanmam'la görüşcez görüşcez ne zaman görüşsek diyoruz sonra bu bizim eve geldi.
eve attığım ilk fenomen aybars'tır arkadaşlar.
ben o sıra evde, taze patatesten cips yapmaya çalışıyorum, bir taraftan da nargile yapmışım. nasıl bir salaksam artık.
neyse işte bu geldi eve, verdim eline patatesi patates doğrattım amk hahahaha hakkaten ne salak bir aktivite lan bu.
ŞİMDİ DİKKAT o sıra aybars'ı kim aradı dersiniz arkadaşlar? evet hepinizin göbeğine imza atsın diye çığlık attığınız MONVUE!!!
bu arada mention attılar da gördüm murat yani hadestentaharet görkem yani sokaktakiadam da unutulmayan, twit tarihinde adı geçen dostlardan.
monvue'yi ben bilmiyom o zamanlar, o beni biliyor elbette, bilmiyorsa siktirsin gitsin zaten, aynen böyleyim o zamanlar. nihahaha
RT@selenvarli: Uyumam lazim ama  @AsafVodvil hikayesinde ask seks entrika yalan dolan hersey var muthis gidiyo, birakamiyorum 😣
RT@alperyigit: Ya abartmayın @AsafVodvil daha karakterleri tanıtırken limit yedi bence. Ben bir sekz olsun entrika olsun görmedim. Onlar yarın herhalde!
RT @sekerliyogurtt: @AsafVodvil yazdıklarını okudukça fenoluk yüzü görmemiş insanlarin yaşadığı-banane mk ben rahatim-modu..bu daha başlangıç okumaya devam! :d
evet dostlar gene limite takıldık ve hikayemiz tam monvue'yle olan kısımda kaldı, yarın gece oradan devam edecek hikayem.
yarın gece bizi neler mi bekliyor? da da da da da da dannnnnn...
asaf'ın istanbul'a gelişi; istanbul piyasasıyla tanışması, vıcık vıcık fenomenler toplanıyor günleri...
sosyal kanka'ya katılış ve sosyal kanka'nın izlenme rekorları kıran bölümü: vogumen!
istanbul'da dönen seks maceraları, hızlı başlayıp, hızlı sönen fenomenler, twitter aşkları ve ayrılıkları..
kadın mıydı erkek mi, hiç kimse bilmiyor; diclehanbaban, bir ayda bütün hisseleri altüst eden sokaktakimadam ve dahası yarın sadece burada!
o değil de ne meraklısı varmış dostlar be, amınakoyim aramayan adamlar arayıp sormaya başladı, sanki bel altı vuruyoz amk korkmayın la haha
RT@miocak: Twitter'daki taraf gazetesi rolünü oynayan fenomen ---> @AsafVodvil
olm sır verip bunu da anlat diyenler türedi bir ton; burada kimsenin kuyusunu kazmıyoruz lan, nasıl da hırslanmışlar amk hahahaha
hazır mıyız arkadaşlar, koltuklarınız rahat mı?
TWİTTER'IN SANSÜRSÜZ TARİHİ, YENİCEM SENİ TWİTTER!! adlı hikayem kaldığı yerden devam ediyor arkadaşlar, lütfen koltuklarınıza kurulun!!
evet sevgili dostlar, üçüncü güne giren bu hikayede kimleri yad edip, kimlerin ruhuna fatiha okumadık ki, bu nedenle bir ALKIŞLA başlayalım.
dün bildiğiniz gibi eskişehir'de aybars'la birlikte patatesle kavga ederken, monvue'nin aramasıyda irkilmiştik. hikayemiz de orada kalmıştıç
telefonu ben aldım, monvue çok heyecanlıydı, birilerinden twitter'da kız düşürüldüğünü öğrenmişti ve yerinde duramıyordu.
olm twitter şöyleymiş böyleymiş lan, doğru mu lan, falan filan derken, dedim olm hepimize yetecek kadar var sakin ol dedim amk.
o gece ben monvue'yi böyle gaza getirmesem, şu anda karşınızda böyle bir karakter olmayacaktı belki de, kapatıp gidecekti eminim. :'(((
o nedenle allah da benim belamı versin arkadaşlar, bu illeti başııza saldım amk.
dün geldiğimiz yolda ismini yad etmediğimiz isimler olduğu için dün duygularım sinirlerimde kaldı arkadaşlar, onlara da bi selam çakalım.
bunların başında katyanınyazı geliyor arkadaşlar, katya buranın en orijinal kalemi, en öznel üsluplu kişisiydi, ışıklar içinde uyusun :'(
ve hüsnü namıdiğer yenisekme; yenisekme ile ilgili komik bir hadise var, anlatayım.
taymlaynda follower tartışması vardı sanırım, hüsnü, ben, herbokubilenadam mıydı mesut bahtiyar mıydı birileri daha vardı.
bu çok takipçililer de hüsnü'ye nasihat verdiler, olm sizin de artar takipçi nedir falan diye, hüsnünün o sıra 160 takipçisi filan var.
o sıra mentiona dalana bir isim de altan namı diğer littleiv3, altan'ın o zamanlar 20 civarında takipçisi vardı.
altan o sıra mentionlarda çok bomba espriler patlatıyordu, twit olarak atmıyordu çünkü okuyacak takipçisi yoktu amk hahahaha
neyse hüsnü dedi ki, ya benim takipçi artar mı, hadi en fazla 500 olur öyle kalır dedi.
bi sene geçmedi 15bin oldu amk, o sözü bugün ilk defa hatırlayıroum, umarım yüzü kızarmıştır.
neyse arkadaşlar yaz geldi ben rakınkok ayağına istanbul'a gittim ve bir daha dönmedim ve gerçek pislikle tanışmaya o sıra başladım.
öncelikle hepinizin çok temiz bir insan sandığı evrim güvenç'in rakınkok'taki acımasızlığını anlatmak istiyorum. böyle bir şey olamaz.
rakınkok'a gelmişim, takılıyoz makılyoz işte derken, bir baktım fayntenks, evrim, istiklalakarsu, envai çeşit feno karşımdalar.
neyse abi naber, abi iyidir derken beraber ekip gibi konser izlemeye başladık. gayet normal sıkıntı yok.
sonra bu çok sevdiğiniz, aşığı olduğunuz evrim, kızın biriyle konuşmaya başladı, ama ben anladım ki kız beni istiyor. (valla)
sonuç olarak ben kızla evrimin arasına girip, kızı diğer konser alanına götürdüm, hoş kız allah var, evrim hak etmiyor bir kere.
sonra bu kız gitti, akşam görüşrük falan dedi ayrıldık derken, akşam bişe oldu biz ayrı düştük filan evrimleri de göremedim.
sonra telefonum çaldı, evrim arıyor. napıon dedim iyi dedi, sen napıyon dedi iyi dedim, kız geldi mi dedi, yok dedim.
sonra bi kız sesi geldi amk telefona, bu da gelmedi mi ha tamam dedi güldü kapadı.
utandım soramadım ama aradan geçeli 3 yıl olucak neredeyse hala soramadım o kız mıydı diye, içimde yara oldu allahsız evrim.
neyse sevgili dostlar konudan sapmayalım. twitter kendi yağında kavrulmaya ve 2. yenici fenomenlerini piyasaya sürmeye başladı.
bu 2. yeninin komedi yükünü sokaktakimadam çekerken, duygusal damarını nobokovokoban sırtlamış, iki kulvardan yürümeye başlamışlardı.
sokaktakimadam, tam bir gamsızdı, kimseye eyvallahı yoktu, bastonla yürüyen dedeye bile çelme takar gülerdi, enfes bir mizahçıydı.
nabokovokoban ise adamlardan sonra aşşağı düşen seviyeyi yukarı çekmeye çalışıyordu ama sonra olmaz buradan artık deyip oluruna bıraktı.
bu arada evrim'e saldıralım derken cağnım sosyal kanka günlerini atladık arkadaşlar.
istanbul'a geliyordum o hafta, madem gidiyorum neden sosyal kanka'ya çıkmak için fayntenks'e yalvarmayayım ki dedim.
o haftada sokaktakimadam geliyormuş konuk, dedim o kim yeaa dedim, ama küçümsüyorum böyle.
şaka lan bana farkmaz abi, televizyonda gözükmesem de olur dedim gittim. o sıralarda sosyal kanka 2. yenicileri çıkarmakla meşguldü.
ohadiyorum, sudangelenessek falan hep oralarda gözüktükten sonra zıpladılar, daha sonra twitinebandim da uzak eğitimle 2. yenici oldu.
aynı dönem izmir dalgası pakiteysis'in atağıyla öne çıkar gibi oldu ve aynı zamanda çizenbayan'ın keşfi özgürügzo ankara'dan atağa kalktı.
her yerden fenomen yağmaya başladı o dönem, her yerde partiler, her yerde etkinlikler, davetiye koparma yarışları, cat fightlar of of of
neyse bilen bilir ben sosyal kanka'da olası televizyon kariyerimi başlamadan bitirdim arkadaşlar, gerçekten aklıma geldikçe ağlarım.
bi de o sıra sevgili ayakları yapmışız. twitter'da twitter'dan biriyle sevgili yapma modası garip bir saçmalık yarattı algılarda.
ne alaka diyebileceğimiz nickler sevgili oluyordu ve bize yürüyecek yer bırakmıyorlardı, en son ben de o dalgaya katılıp, yürümeyi bıraktım.
sevgili dalgası dedim ya garip çiftlerin sevgililiğine neden oldu, çünkü herkesi twitter'da yazdıklarından ibaret sanıyorduk amk.
en efsanesi de cerilevis ve pucca aşkıdır herhalde, ondan sonra galiba onlardan heves alarak bir çok insan sevgilisine @mention hi baby dedi
neden bilmiyorum o sıralar sürekli olarak çok takipçili tayfalar olarak buluşuyorduk.
şaka değil bildiğin 20 kişilik bir grubun bir masada oturduğunu düşünün.
ve tanıştırmalar şöyle, meraba ben küçüksincap bu da arkadaşım dolaşanadam, sen kimsin bende yandımanam bu da asaf :'(((
beynimiz yanmış gibiyiz amk, biz napıyoruz, ne işimiz var, neden böyle oldu? kim lan bunlar? yok, toplanın amk kafasındaydık.
o sıra hakanhepcan line diye bir barda radiohead falan coverlayan bir grubun solisti, vine daha yok tabi vine ne amk.
zaten benim hakanla tanışmam yine o 20 kişilik masalarda oldu, nicki slmbenbalcocuk ve slmbenbalcocuk dedi, düşünsene bi halimi.
sanırım elif vardı yanımızda sonra biz mara konserine gittik kübra rakınrolkuin ve yağmur yani uyuyakaldım'la. gece gittik line'a.
adam baya rakçı makçı iyiydi yani sıkıntı yok. ondan sonra da denk geldik bir kaç kere, kolpa gibi pop olur diye düşünüyordum. ama :'(((
sonra kopmalar başladı arkadaşlar.
kopmalar hızlı olduğu gibi, kalabalıklar homojenize olmaya da devam etti elbette.
her yerden ajan smithler gibi fenomen yağmaya başladı amk, artık unbelieveable bir hal aldı işler.
birinin kitabı çıkmış adını duymamışık bile, öbürü dj olmuş yüzünü gören yok, beriki parti organize ediyor varlığı meçhul. ama hepsi fenomen
2011 yazı biterken, biz de bittik arkadaşlar.
çoğalan fenomenlerin pisliğini bastırmak için devreye ilginç bir aile girdi ve başarılı oldu.
akbel ailesi diyebileceğimiz bu ekibe, kimileri troll diyordu, ama onlar futbola gönül vermiş, güzel insanlardı.
daha sonra akbel ailesi, soyadı akbel olmayan fakat akbel gibi düşünen cafer'lerle, doğuşlarla dalga dalga büyümeye başladı.
ve ben de takribi o dönemler, eskişehir'e geri dönüp domates yetiştirmeye ve bu kirden pastan uzaklaşmaya karar verdim.
ve hesabımı tekrar kapattım. şu an yazdığım bu son hesap, kirin, pasın ve mikrobun filizlediğinde leş bir dünya'da açılmıştı arkadaşlar.
eski hesaplarımı bu dünyanın kirine bulaştırmak istemedim.
daha anlatacak bir şey yok, moralim bozuldu amk. DİNLEYEN HERKESTEN ALLAH RAZI OLSUN, UNUTTUKLARIMIZDAN AFFOLA.
BEĞENENLERDEN BİR HELAL OLSUN FAV'I ALABİLİR MİYİM DOSTLAR, EN AZINDAN BİR MORAL ALKIŞI NİYETİNİ, ŞU AN BİRAZ ÜZGÜNÜM AÇIKÇASI...
ne finali amk, ben öldüm mü de final janjanlı olsun, twitter öldü arkadaşlar :'((
arkadaşlar farukken ve asipislik, twitter'ın 3. dalga mizahçılarıdır; bu pisliğin içinde kirlenmeden kalmış olmayı başardıkları için ALKIŞ!
hadi ben yatıyorum, yatmadan evvel bi baştan sona okuyayım bari, siz de okuyun, guvvetlenin arkadaşlar. ASRO.




kayıt dışında kalanlar:

bilenler bilir muzsuzsut vardı ilk zamanlar, onur gürler'in kankasıydı ortadan kayboldu sonra, sonra dediler ki o aslında erkek filan; ilginç bir hikayeydi.
acımasıztwit mevzusu vardı sonra, twit çalarak takipçi kastı falan linç minç oldu, sonra aldı yürüdü, cerilevis'in kopyası gibiydi, hala ekmek yiyor sanıyorum.
mrsbaros'un hiç adı geçmemiş mesela, en eskilerden biriydi, chezseli, castrobey, selveryıldırım, beyaztenlizenci, nivranar ve kankası egebamyası ve elbette ki hasanise de unutulmaması gerekenlerden. (ve daha kimler kimler vardır da işte, bu yazıyı da bekletip yazmıyorum şu anda, şimdi aklıma gelenlerden ibaret yine ve olduğu kadar artık.)
twit çalmaların had safhaya çıktığı bir dönem olmuştu, 'bodrum şehir değildi, muğla'nın bir ilçesiydi' twitini ilk boramesutpalas atmıştı sanıyorum, sonra o twiti terlikli bir nicki olan bir kız yazmış ve o zamanların twitter tarihindeki en yüksek rtlerden birini alıp, yürümüştü; kavgalar kavgalar...
yılmaz morgül'ün fenomenliği için bir kaç twit atılabilirdi.
şimdi aramakla uğraşmadım da tam benim patladığım dönemlerde rahşan gülşan habertürk köşesinde bahsetmişti işte, twitter'da şöyle böyle güzel insanlar var diye, onun goygoyunu yapmayı da unutmuşum.

neyse yeter bu kadar. beynim sulandı amk başka ne vardı lan diye düşünmekten.

Mayıs 21, 2012

Asaf'ın 15 yaşındayken yazdığı akla hayale gelir cinsten sitcomu.

7-8 sene olmuştur bu sitcoma başlayıp, bitireli. Yeterli gazı çevremdekiler tarafından sağlayaadığım için 5 bölüm yazıp bırakmıştım. Üstelik internet dizisi olacağı ve 8-10 dakkalık bölümler olacağını bile düşünmüştüm. Hey gidi. Orjinalliği bozulmasın diye imla hatalarını filan bile düzeltmeden yüklüycem. Olduğu gibi.

Karşınızda 15-16 yaşlarında Friends, Coupling, How i Met Your Mother özentiliğiyle oluşturduğum, süpersonik sitcom:

1. Bölüm

Burak ve Ergin bir kafede oturur iken.
Burak
Dostum niye olmuyor anlamış değilim.Rayban gözülüğümüz var, pahalı cep telefonumuz var, lacoste tişörtlerimiz var e bu kızlar başka ne istiyor ki!
Ergin
Bu soruya cevap verebilmek isterdim.
  Ufuk gelir.
 Ufuk
Nasılsınız gençler...
 Ergin
 Hoş geldin dostum, otur, bizde kızlardan bahsediyorduk.
Burak
Kızlardan, bir türlü avlıyamadığımız o lanet, sinsi, tatlı, seksi kızlardan.
Ufuk
eee?
Burak
Ne eesi, 17 yaşındayım, Full Force'um ama bir kız arkadaşım yok.Arkadaşı geçtim kızım da yok.
Ufuk
Saçmalama dostum.Kız düşürmekten kolay ne var.Size yöntemi söyleyim.Dinleyin.
Başka bir sahne: (Kızla aram iyi ve hoş bir muhabbet ediyorken kız "Seninleyken çok eğleniyorum canım"Ben "Seni seviyorum"derim.Kızın gülümsemesi yok olur ve gider.)
Ergin
eee?
Ufuk
Tamam tamam her zaman olacak diye birşey yok.Peki ya buna ne demeli, dinleyin.
Başka bir sahne: (Kız ağlıyor ve "Ufuk, ondan ayrıldm tam 1 yıldır beraberdik" Ufuk "Seni hak etmediği belliydi canım bozma moralini" Kız"aa saol canım çok iyisin.Ben"Seni seviyorum" derim ve kızın ağlaması kesilir gider. )
Ufuk
Tamam peki bununda bir garantisi yok.
Burak
Hmmmmmm.
Ergün
Ne?
Burak
Sanırım buldum.Dinleyin.
Başka bir sahne(Kız"Biz var ayrılmak Burak"Burak "Neden sevgilim" Kız "Lutfen Zorlaştırmamak Burak biz ayrılmak"Burak "Ama birbirimizi seviyoruz,ayrılamayız.Kız "Hayır, ben sevmemek."Burak " Yalan!!! Gözlerimin içine bakarak söyleyebilirmisin, eğer söylersen sana inanacağım ve ayrılacağız.Kızın gözleri dolar, söyleyemez ve sarılırlar.)
Burak
hahaha, nasıl ama mutlu son.
Ufuk
Dostum, aslında bakarsan sen ayrılma eşiğine gelemezsin.Çünkü senin öyle bir sevgilin bile yok.
Burak
Dostummm...Bunu...hiç...düşünmemiştim...
Ergin
Kız neden öyle konuşuyor?
Burak
Nasıl?
Ergin (Gülerek)
Robot gibi?Biz var ayrılmak, ben var gitmek.
Burak
Çünkü kız Venezuellalı, Türkçeyi tam sökememiş.
Ergin ve Ufuk (kahkaha)
Burak
Ne? Burada hayal kuruyoruz değil mi, ve her zaman en iyi kız benimdir..
Ufuk
Türkçesi zayıf olan sayısız yabancıyla tanıştım, hiçbiri böyle konuşmuyordu.
Burak
Bu yabancı değil dostum Venezuellalı kaç yıldır dünya güzeli buradan çıkıyor biliyormusun?
Ergin
Kaç?
Burak
İşte.Kaç yıldır çıkıyor.
Ergin (Gülerek)
Söylemedin ki.
Ufuk
Dostlarım, gerçekten kız aramada her yöntemi denediniz mi?
Ergin Burak (aynı anda)
Evet.
Ufuk
Hayır, bir yöntem daha var.Ve bunda iş garanti.Dinleyin
Başka bir sahne(Erkek bir cafede oturur ve yüksek sesle"Tanrım karşıma benim gibi yalnızca iç güzelliğe önem veren birini çıkar, ben gerçek aşkı arıyorum" der.Ve çok güzel bir kız gülümseyerek yanına gelir " bende" der.Erkek " gidelimmi?" der.Kız " Olur" )
Burak
Dostummm, bu yöntem çook sağlam.
Ergin
Kesinlikle bu saçmalığa inanan o kadar çok fıstık varki.
Ufuk
Ama her zaman öyle olmuyor tabi.
Ergin
Nasıl?
Ufuk
Dinleyin
Başka bir sahne(Erkek bir cafede oturur ve yüksek sesle"Tanrım karşıma benim gibi yalnızca iç güzelliğe önem veren birini çıkar ben gerçek aşkı arıyorum" der.Ve çok çok çok çirkin bir kız gülümseyerek gelir "bende" der.Kız" Gidelim mi?", Erkek telefonu kulağına koyar "Ne anne öldün mü tamam hemen geliyorum.Opss gitmem gerek."Kız "Başın sağolsun beni ara")
Ergin
Owww bu hiç iyi olmadı dostum.
Ufuk
Ama garanti.
Cafer gelir.
Cafer
Nasılsınız dostlarım.
Burak
Hoş geldin dostum, bizde kızlardan bahsediyorduk.
Cafer
Yaaaa ben şişmam kızlara bayılırıyorum.
Ergin
Balık etli falan mı?
Cafer
Yok ne balığı, şişko işte, bence çok tatlı, böyle elim içinde kaybolacak bir kız. offfff
Ufuk (gülerek)
Cafo elin neyin içinde dostum?
Cafer (biraz bekler)
tişörtünün?
Ufuk
hammmmm tamam.
Burak (gözlüğünü takar telefonunu eline alır, eliyle kendisini göstererek)
Dostlarım görüyorsunuz işte neden kızlar gelmiyor bana anlamıyorum.
Ergin
Sanırım yapacak tek birşey kaldı?
Ufuk
Ne?
Ergin yüksek sesle
Yalnızca iç güzelliğe önem veren bir insan kalmadı mı bu dünyada, tek romantik ben miyim?
Bu sırada masaya güzel bir kız yaklaşır ve Burak'a
Kız
Merhaba, Gözlük çok yakışmış Rayban dimi?
Burak önce cevap veremez kekeler.
Evet, Saol.
Kız (ceptelefonuna bakarak)
Bu model yeni dimi baya paraydı
Burak
Hıı galiba.
Bir süre kimse birşey demez.
Burak çocuklara bakar.Çocuklar el hareketiyle "hadi,hadi" derler. 
Burak
Meşgulmusun? değilsen sinemaya gidelim mi?
Kız (gülerek)
Ne sineması ya, hadi gidelim.
Burak'ı kaldırır, beraber giderler.Giderken Burak sessizce
En iyisi benimdir.
Ergin bağırarak
Çirkin de olur.

1. Bölüm Sonu.

-

2. Bölüm

Cafede Burak ve Ergin oturuken, Ufuk gelir.
Ufuk (gülerek)
Hemen anlat dostum, çok merak ediyorum.
Burak
Anlatacak birşey yok ya.Soyulduk işte.
Ufuk
Hadi dostum, anlat bakalım.
Ergin
Hadi Ufuk gelsin anlatacam dedin dostum.
Burak
Peki öyle olsun bakalım.Dinleyin.
Başka bir sahne(Kızla Burak, Burak'ın evine giderler.Kız Burak'ın üstündekileri yavaş yavaş soyarak odaya girerler.Kız yatağa yatırır Burak'ı sonra "aaaa, birine mesaj atmam lazım, telefonum içerde bekle 1 dk sonra burdayım"der.Odanın kapısının anahtarını alır, odadan çıkınca kilitler, yalnızca gözlük ve telefonu alıp gider.Burak arkasından bağırır.)
Ergin ve Ufuk (kahkaha)
Ufuk
Dostum, gerçekten haklısın.
Burak
Ne?
Ufuk (gülerek)
En iyisi senin.Kız profesyonelmiş.
Ergin
Neyse ya, bakın size ne dicem.
Bu arada Cafer gelir.
Ergin
Otur Cafo.Yabancı dizi?
Ufuk ve Burak (aynı anda)
Ne?
Ergin
Tüm kızlar yabancı dizilere hastalar.Dinleyin.
Başka bir sahne(Ergin "Lost bomba ya bayılıyorum ama Prison Break'de çok güzel.5 kişilik bir kız grubu gelir."Lost izlermisin?"Ergin"Elbette, bayılıyorum yabancı dizilere" Kızlar "Bugün bizim evde Lost izlicez tüm sezonlarını aldık gelirmisin."Ergin "Neden olmasın.")
Burak
İşte bu dostum.Kesin sonuç, Ufuk'un yönetemleri gibi değil bu bombaaa.
Ufuk
Dostum, yöntemlerime laf ettirmem.Ama bunu tartışmayacağım şimdi.(Cafer Wcye gider.Ufuk Bağırarak)Bugün evde Lost partisi veriyoruz, tüm sezonları aldık en baştan izliyeceğiz.Hem ben Kate'i beğenmiyorum, Türk kızları çok daha güzel.
Oradan geçen şişko bir kız
"Lost iyidir."
Ufuk (kızı inceler)
hıı ben pek beğenmem.
Kız
Ve bencede Türk kızları daha güzel.
Ufuk
Ben yabancılardan hoşlanırım, Kate'e bayılırım.
Kız
Ama demin...
Ufuk
Yalan söyledim.
Cafer Wc'den gelir kıza doğru yaklaşır.
Cafer
Merhaba (Ufuk masaya döner.)
Kız
Merhaba.(Kızla Cafer, Cafenin kapısına doğru yürürler.Kız gider Cafer geri döner.)
Ergin
Noldu Cafo, tam istediğin gibiydi işte.
Cafer
Renkli gözlüydü.
Ergin
Hmmmm.Anladım.(Eliyle Ufuk'a ne demek bu yapar.Ufuk geçiştirir.)
Burak
Ya işin kötü tarafı ben,annemle babama söyleyemedim soyulduğumu.
Ufuk
Pekii, odadan kim çıkardı seni?
Burak
Gülmek yok ama.
Ufuk
Dinliyoruz.
Burak
Peki.Dinleyin.
Başka bir sahne(Burak yatakta yarıçıplak yatarken, kalkar, aynaya bakar, aynanın yansımasından, arkasındaki balkon kapısını görür, dışarı çıkar.)
Ergin, Ufuk ve Cafer (Kahkaha)
Ergin
Kaç saat sonra fark ettin, balkon kapısını.
Burak
Bilmem, 2-3 falan.
Ufuk
Eee, ne düşündün yalan olarak?
Burak
Aslında yalana gerek kalmayacakdı, birkaç işe girdim ama çıkmak zorunda kaldım.
Ufuk
Neden?
Burak
Alerjim var.
Ufuk ve Ergin (aynı anda)
Ne?
Burak
Çalışmaya alerjim var.Dinleyin.
Başka bir sahne(Burak üzerinde beyaz önlük lavabo temizlerken, birden yüzü büzüşür ve temizlediği yere kusar.Cafede garsonluk yaparken, siparişi masaya bırakır ve masanın yanına kusar.Tezgahtarlık yaparken tişörtü paketler poşete koyar ardından poşete kusar.)
Yani anlayacağınız ben çalışamam.
Ufuk
Bunu uydur değil mi?
Burak
Hayır dostum ne uydurması, 1 haftada 4 kilo verdim.
Ufuk
Garip
Cafer
Şişko ve çalışmaya alerjisi olan bir kız.Offffffffffff.
Ufuk
Neyse ben kaçıyorum dostlarım.
Burak
Ben de geliyorum seninle bana ödev çıkaracaksın.
Ufuk
Tamam gidelim hadi.By dostlarım.

Burak
Odan güzelmiş.
İçeriden ses gelir "Ufuk dolabını düzelt."
Ufuk (bağırarak " tamam anne")
Saol güzeldir.
Annesi (Hemennnnnnnnnn!)
Ufuk
Pff.Dostum tişörtleri dürermisin, bende ödevi çıkarayım.
Burak
Emin misin dostum?
Ufuk
Hadi dostum, 2 dakikanı almaz.
Burak
Peki  (1 dürer, 2 dürer, 3. de dolaba kusar.)

2. Bölüm Sonu

-

3. Bölüm

Ergin ve Burak cafedeler, Burak birisiyle mesajlaşıyor.
Ergin
Bırak oğlum artık şu telefonu, az laflayalım.
Burak
Sevgilimle konuşuyorum, hem birazdan Ufuk gelcek, bekle..
Ergin (güler)
Sevgilin mi?
Burak (kızarak)
Olacak...Şu anda en büyük aday o.
Ergin
Diğer adayları öğrenebilirmiyim?
Burak
Hayır.
Ergin güler, Ufuk gelir.
Ufuk
Selam dostlarım, kimle mesajlaşıyor bu?
Ergin
Otur dostum ya, saatlerdir tanımadığı bir kızla mesajlaşıyor, kızın cevap verdiğinden de emin değilim aslında.
Burak (mesajı okur ve güler)
Kızı tanıyorum, ve cevap atıyor, rahatsız etmeyin.
Ufuk
Nasıl tanıştın anlatsana dostum?
Ergin (güler)
Tanışmadılar ki, bak anlatıyorum dinle.
Başka bir sahne(Burak ve Ergin herzamanki masalarında oturularkan yan masada 2 kız oturmaktadır, yüzü dönük kız arkası dönük kızın numarısını kaydeder, tastik etmek için sesli söyler, Burak numarayı kaydeder.)
Ufuk (Kahkaha)
Burak
Şu anda aramız çok iyi hatta, yarın burada yüz yüze tanışacağız.
Ufuk
Tahmin ediyorum.Kızın 1 göğsü var?
Burak 
Hayır.
Ufuk
Nereden biliyorsun, kızın sırtını görmüşsün sadece.Ve üstelik kız seni görmeden çıkma teklifini kabul ediyor.
Burak
Ama o kadar güzel bir sırta 2 göğüs yakışır dostum.
Ufuk
Hiç sanmıyorum.
Burak (düşünür, bağırarak)
Olamaz ya sevgilimin bir göğsü var.
Cafedekiler Burak'a döner
Birisi yanındakine
Yazık, sevgilisinin tek göğsü varmış.
Diğeri Burak'ın yanına gelir, sırtını sıvazlar
Kafanı takma dostum, bir zamandan sonra görmessin bile.
Burak'ın gözleri dolar.
Ufuk
Ağlıyormusun? (Güler) Dostum şaka yaptım, tabiki 2 göğsü var.
Burak
Var dimi, ikiside yerli yerinde.
Ufuk (Gülerek)
Elbette. 

Ertesi Gün.

Ergin, Burak, Ufuk, Cafer cafedeler, merakla kızı bekliyorlar.
Ufuk
Dostum, nasıl tanıyacaksınız birbirinizi?
Burak
Ona beni ilk gördüğü anda tanıyacağının garantisini verdim.
Ufuk
Nasıl olcakmış bu?
Burak (Ceketini çıkarır.Tişörtünde önü ve arkasında "Merhaba,Ben Burak" yazmaktadır.) Herkes güler
Sevgilim olmasına çok az kaldı, bir hata olmayacak bugün.Hiçbir hatayı kabul etmiyorum.
Ufuk (Gülerek)
Kesinlikle dostum, işte budur.
Cafeye giren her kızda, odur diye ayağa kalkarlar.Burak başka masada bekler.Kız girer Burağı görünce şaşırmış gibi bakar, Burak'a doğru yaklaşır, Burak"Merh...." Tokadı atar ve gider.
Ufuk, Ergin, Cafer kahkaha atmaya başlar.
Burak masaya döner oturur.
Burak
Evet bir açıklaması olan?
Cafer
Biz de senden bekliyoruz.
Ergin
Kesinlikle...
Burak
Hayatımda ilk defa gördüğüme eminim bu kızı.
Cafer
Keşke şişko olsa, Şişko ve tokatçı bir kız. Offffffffffffff
Burak
Heyy heyy hatırladım nerede gördüğümü, owwwww tabi tokat atar.
Ufuk
Nerede?Nerede gördün dinliyoruz.
Burak
Eminmisiniz?
Hep birlikte
Evet.
Burak
Peki.Dinleyin
Başka bir sahne(Burak'ın 1 saat çalıştığı garsonluk işinde servisi götürüp kustuğu masada bu kız vardı.Ve ertesi gün çalıştığı tezgahtarlık işinde poşetine kustuğu kızda buydu)
Ufuk
Owww dostum, az bile yapmış ben olsaydım, hey niye söylüyorum ki ben olsam seninle buluşmazdım bile.
Cafer
Hey dostum, kusan bir şişkoyla asla takılmam.Burak senden nefret ediyorum Hoşlandığım tüm şişkolardan soğuttun beni.

3. Bölüm Sonu

-

4. Bölüm

Başka Bir Sahne (Cafer yabancı bir yatakta uyanır, çıplak olduğunu fark eder, yanındada şişman bir kız yatmaktadır, Cafer sevinmeye başlar.)
Burak:
Seni  ayakta alkışlıyorum dostum, helal olsun, ok yaydan çıktı sonunda.
Ufuk:
Helal olsun dostum, hemde tam istediğin gibi biriyle.
Ergin:
Kimin partisiydi ya bu?
Cafer:
Orası biraz karışık.
Ergin:
Nasıl yani dostum?
Cafer:
Bak, okulda, sınıfta oturuyordum.
Başka Bir Sahne
(Sınıftan eleman:
Cafo, bugün bomba parti var, gelsene sende.
Cafer:
Kimin partisi?
Sınıftan eleman:
Bilmem, benide Fehmi çağırdı, ama yabancı değiller yahu.
Fehmi:
Benide Hasan çağırdı.
Hasan:
Benide Mustafa  çağırdı, onuda partinin sahibinin arkadaşı çağırmış.
Cafer:
Gelirim ya o zaman, yabancı değilmiş.)

Ergin:
Dediğin kadar varmış  dostum.
Ufuk:
Neyse neyse, partiyi  anlat bize.
Cafer
Peki, hatırladıklarımı anlatıyorum.Partiye gittim kapıyı çaldım.
Başka Bir Sahne
(Cafer kapıyı  çalar ve birisi kapıyı açar.
Birisi:
Sende kimsin ya?
Cafer:
Ben senin arkadaşının arkadaşıyım, arkadaş sayılırız seninle.
Birisi:
Hmm tanıdık geliyorsun, gel gel.
Birisi, Cafer’e bir içki uzatır.
Cafer:
Ben içki içmem, saol.
Birisi:
Şurada arkadaş sayılırız, bir bardak hatırımızdamı yok?
Cafer:
Peki dostum.Dostum diyorum artık, arkadaş sayılırız ha?
Birisi:
Tabiki dostum.
Cafer’le birisi bardakları tokuştururlar, Cafer bir yudum alır.)
Burak:
Eee?
Cafer:
Eesi yok işte, başka birşey hatırlamıyorum.
Burak:
1 yudum, yalnızca 1 yudum dostum.
Cafer:
Ben içki sevmem ki.
Ufuk:
Hey hey bir dakika, şu kızı gördünüz mü.(Cafeye yeni giren bir kızı gösterir.)
Ergin:
Ne olmuş?
Ufuk:
Vov, anasını, olabilir mi ya böyle birşey?
Burak:
Ne?
Ufuk:
Bu benim hayallerimdeki kız.
Cafer:
Abartma dostum, zayıf, sıradan bir kız.
Ufuk:
Hayır hayır, cidden.
Başka Bir Sahne
(Kızla muhabbet esnasında 
Kız:
Seninleyken çok eğleniyorum canım.
Ufuk: (kıza sarılarak)
Seni seviyorum.
Kız suratını asar gider.)
Başka Bir Sahne
(Sevgilisinden ayrılmış bir kızla muhabbet esnasında
Kız: (ağlamaklı)
Ufukkkk, beni terk etti, 1 yıldır beraberdik.
Kız:
Seni hak etmiyordu canım bozma moralini.
Kız:
Aaa saol canım çok iyisin.
Ufuk: ( kıza sarılarak)
Seni seviyorum.
Kız suratını asar gider.)
Ufuk:
İşte o kız, bu kız.
Ergin:
Ne duruyorsun dostum, kalk hadi git yanına.
Ufuk:
Ne diyeceğim ki?
Burak:
Hayallerimdeki kızsın desene, bundan büyük iltifat mı olur.
Ufuk kızın yanına gider.
Ufuk:
Mer..haba...
Kız:
Merhaba.
Ufuk:
Şey...nasılsın?
Kız:
Teşekkür ederim.
Ufuk:
Bilmiyorum bu nasıl söylenir ama, sen benim hayalimdeki kızsın.

Kız:
Ne?
Ufuk:
Yani, ben arkadaşları bazı metodlar anlatıyordum, o metodları hep senin üzerinde deniyordum.
Kız:
Ne?
Ufuk:
Yanlış anlama, üzerinde derken, tam üzerinde değil, sadece sarılıyordum sana, o kadar.
Kız:
Bana mantıklı birşey söyliyecekmisin?
Ufuk:
Sadece sana sarılıp, seni seviyorum diyordum.
Kız suratını asar, gider.
Ufuk: (yukarı doğru bakarak)
Neden? Neden şu kızların karşısında aptallaşıyorum?Sustun, cevap veremiyorsun, bende öyle tahmin etmiştim.
Kız geri girer içeri.
Ufuk:
Şey..
Kız: (Gülerek)
Biliyorum o metodu, bir işe yaramaz diye şaka yapmak istedim.
Ufuk:
Evet, zaten yaramamıştı.
Kız: (gülerek)
Ama şu hayallerimdeki kızsın numarası güzelmiş.
Ufuk: (güler)
Şey..Ben Ufuk.

Kız:
Bende Ebru memnun oldum Ufuk.
Ufuk:
Bende Ebru.Birini mi bekliyorsun.
Ebru:
Evet, erkek arkadaşımla buluşacaktık da sanırım gelmicek.
Ufuk’un morali bozulur ama belli etmemeye çalışır.
Ufuk:
Şey...O halde, benim arkadaşlarım şurada oturuyorlar, istersen oraya gidelim, hem tanışmış olursunuz, 
Ebru:
Olur tabi.
Onlar masaya doğru giderken, Cafer masadan kalkar Wc’ye doğru yönelir.
Cafer:
Hemen dönüyorum.
Ufuk:
Arkadaşlar, bu Ebru.Ebru bunlarda arkadaşlar.
Cafer Wc’ye gider fermuarı açtığında birşeyler hatırlar.
Başka Bir Sahne
(Cafer:
Heyyy dostlarım, bana müzik açın ve sonra dans etmek neymiş öğrenin.
Müzik çalmaya başlar, Cafer yatağın üstüne çıkar, yavaş yavaş soyunur dans ederek, çırıl çıplak kalınca.
Cafer:
Ben üşüdüm.(çarşafın altına girer ve uyur.)
Gözünü açtığında yanında 1 kız 1 erkek sevişiyorlardır.Kız sabah uyandığında gördüğü kızdır.)
Cafer:
Uppss.Bunu kimse öğrenmemeli ha.

4. Bölüm Sonu

5 bölüm dedim de, 5. bölüm diye kayıtlı olan dosya da dizileri okusun diye yolladığım arkadaşımın ne var bunu ben de yazarım deyip yazdığı berbat bir yazı var, yani o da benim özentim olmuş. onu yayınlayıp, aklınızda kötü bir etki bıraktırmak istemiyorum. işte asaf'ın 15 yaşındaki korkunç özentilik dolu sitcom'u. eyoolamam bu kadar.

Kasım 18, 2010

Soluk Benizliydi Zenci

-Ah Muhsin Ünlü'ye sevgilerim ile.


Herkes durursa belki bir hareket olurdu
Vurursa herkes birini belki olurdu hareket
Uçan tekme atmayı çocukken öğrenmiştim
Hepinizi dövebilirim yeter ki teker teker gelin.

Ve annen de seni özledi Muhsin.

Saygı gösteremem kimseye, çünkü nerede bilmiyorum ki
Ve sevgilim, bence ikimiz tirenlere bakalım
Sevgilim, ikimiz tirenlere bakalım sadece
İkimiz sadece tirenlere baksak bence
İkimize de yetmez miydi bu, sevgilim?
Sevg'ilim!

Ve annen de seni özledi Muhsin.

Benim şeyhim yok, şeyim var, şey...
Şey işte.
Ve sadece ayağım takıldığında mecburen secde ediyorum sizin gibi.
Siz, pardon siz kimdiniz?
Annemi çok özledim.

Ve annen de seni çok özledi Muhsin.
Ve annen de seni çok özledi Muhsin.
Ve annen de seni çok özledi Muhsin.
Ah Muhsin.

Ah Asaf Vodvil